63. Altın Portakal’da Film Yarışmaları Tüm Hızıyla Sürüyor

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yerli ve yabancı yapımlar seyirciyle buluştu; yönetmen ve oyuncular filmlerini anlattı.

63. Altın Portakal’da Film Yarışmaları Tüm Hızıyla Sürüyor
Haberler'de Abone Ol

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde ulusal ve uluslararası uzun metraj yarışmaları tüm hızıyla devam ediyor. 

Yerli ve yabancı yapımların gösterimlerinin ardından yönetmenler, oyuncular ve film ekipleri Antalyalı sinemaseverlerle buluşarak filmlerinin hikâyelerini ve yapım süreçlerini anlattı.

Antalya’da düzenlenen 63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, film gösterimleri ve söyleşilerle sinemaseverleri bir araya getiriyor. 

Festivalin dün gerçekleştirilen programında ulusal yarışmadan Elisa, Kadim Mavi ve Hakikatin Ölümü filmleri; uluslararası yarışmadan ise Babalarımdan Biri Ay’dır, Umut Işığı ve Riverstone izleyici karşısına çıktı.

Gösterimlerin ardından filmlerin yönetmenleri, oyuncuları ve yapım ekipleri seyircilerin sorularını yanıtladı. 

Söyleşilerde bilim kurgudan mitolojiye, geçmişin toplumsal travmalarından savaşın etkilerine kadar pek çok konu ele alındı.

Dünya prömiyerini Altın Portakal’da gerçekleştiren ulusal yarışma filmi Elisa, Atatürk Kültür Merkezi (AKM) Aspendos Salonu’ndaki gösterimin ardından izleyicilerle buluştu. 

Yönetmen Sinan Sertel, senarist Selman Kılıçaslan, oyuncular ve kurgucu Naim Kanat’ın katıldığı söyleşide filmin yaratım süreci anlatıldı.

Çocukluğundan beri bilim kurguya ilgi duyduğunu belirten yönetmen Sinan Sertel, filmin türün alışılmış anlatım biçimlerinden ayrıldığını söyledi. 

Sertel, yapımda tek bir ana karakterin öne çıkmadığını vurgulayarak herkesin hikâyesine yer verdiklerini, hatta ölülerin bile anlatının bir parçası olduğunu ifade etti.

Filmin dünya sinemasındaki bilim kurgu örnekleriyle karşılaştırılması hakkındaki soruya ise Sertel, kendi coğrafyasından beslenen bir anlatım kurduklarını belirterek şu yanıtı verdi:

“Bu sadece bilim kurgu değil, bizim topraklarımız üzerinden bilim kurgu anlatma biçimi. Dolayısıyla ben kendimi bu yarışa sokmuyorum, ben kendi minderimdeyim.”

Oyuncular da projeyi kabul etmelerinde, alışılmışın dışında bir yapımda yer alma ve farklı bir deneyim yaşama isteğinin etkili olduğunu dile getirdi. 

Sabahattin Yakut, çekimler boyunca 30 kilometrekarelik bir mağarada çalıştıklarını anlatırken Berfu Öngören, filmin oyunculuk açısından kendisini sınamasına olanak tanıdığını söyledi.

Ekin Türkmen ise klostrofobisi nedeniyle madende çalışmakta zorlandığını belirterek maden işçilerinin yaşadığı fiziksel ve psikolojik güçlüklerin altını çizdi.

Filmde rol alan Mehmet Çepiç, kariyerinde ilk kez böyle bir karakteri canlandırdığını belirterek senaryodan çok etkilendiğini söyledi. 

Çepiç, yönetmen Sinan Sertel’in filmle ilgili tek kelimelik bir değerlendirme istemesi üzerine “şükretmek” yanıtını verdiğini anlattı.

 

Kurgucu Naim Kanat da filmin kurgusunun senaryo aşamasından itibaren şekillendiğini, erken Hristiyanlık dönemi ve İslam tarihinden beslenen anlatının sınırlarını ekipçe tartıştıklarını belirtti.

Ulusal yarışmanın bir diğer filmi Kadim Mavi, yönetmen Emir Ziyalar’ın alışılmışın dışında görsel estetiğiyle dikkat çekti. Gösterim sonrasında yönetmen, yapımcı Ahmet Ziyalar, uygulayıcı yapımcı Deniz Bilol Büyükgüral, oyuncular ve sanat yönetmeni Natali Yeres izleyicilerin sorularını yanıtladı.

Filmin tek bir anlamı olması gerektiğini düşünmediğini belirten yönetmen Emir Ziyalar, seyircileri kendi yorumlarını oluşturmaya davet etti. Ziyalar, bir izleyicinin filmi tam olarak anlamamasına rağmen sevdiğini söylemesinin kendisi için yeterli olduğunu ifade etti.

Filmdeki mitolojik göndermeler hakkında konuşan yönetmen, geleneksel Yunan mitolojisinden uzak durmaya çalıştıklarını ve kendi coğrafyalarının mitolojik birikiminden hareket ettiklerini söyledi. Ziyalar, doğrudan ve keskin işaretler vermek yerine arketiplerden yararlanarak özgün bir anlatı kurmayı amaçladıklarını belirtti.

Sanat yönetmeni Natali Yeres ise filmde görülen objelerin tamamının özel olarak tasarlandığını ve üretildiğini aktardı. Hikâyenin merkezindeki kişisel travmayı doğrudan göstermek yerine, görsel dünyanın içine yerleştirmeyi tercih ettiklerini söyleyen Yeres, bu yaklaşımla filmin atmosferini destekleyen bir estetik oluşturduklarını dile getirdi.

Yönetmen Hüseyin Karabey’in son filmi Hakikatin Ölümü, ulusal uzun metraj yarışmasında izleyiciyle buluştu. İki eski dostun geçmişten gelen ağır bir yükle yüzleşmesini konu alan filmin gösteriminin ardından yönetmen, oyuncular ve yapım ekibi söyleşiye katıldı.

Karabey, filmlerinde geçmişten bugüne aktarılan toplumsal sorunları ele almasının temel nedenlerinden birinin unutmayı engellemek olduğunu söyledi. Yönetmen, geçmişte yaşanan travmaların hatırlanmasının gelecekte benzer olayların yaşanmasını önlemeye katkıda bulunabileceğini belirtti.

Filmde Feridun karakterini canlandıran Mert Fırat, hikâyenin insanı merkeze alan yaklaşımına dikkat çekti. Fırat, 1990’lı yılların Türkiye’sinde yaşanan karanlık dönemin karakterler üzerindeki etkisini anlatırken, oyunculukta karakterin çelişkilerini anlamanın ve onu kendi koşulları içinde savunmanın önemini vurguladı.

Timuçin karakterini canlandıran Mehmet Günsür ise hikâyelerin, yaşanan gerçeklere ve bu gerçekleri deneyimleyen insanlara karşı sorumluluk taşıdığını ifade etti. Günsür, geçmişi unutmamanın yalnızca Türkiye için değil, dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan benzer olaylar açısından da önemli olduğunu söyledi.

Hüseyin Karabey de baskı dönemlerinde kahramanlık ve ihanet arasındaki çizginin inceldiğini belirterek geçmişte yaşananların yeni kuşaklara aktarılması gerektiğini dile getirdi. Karabey'e göre sanat, geçmişin hatırlanmasını sağlayarak benzer travmaların yeniden yaşanmaması için bir farkındalık oluşturabilir.

Filmde emniyet görevlisini canlandıran Ümit Çırak, karakterinin kapatmaya çalıştığı dosyanın bir türlü kapanmamasının hikâyedeki temel gerilimlerden biri olduğunu söyledi. Çırak, sanatın yaşananların kaydını tutma işlevine de dikkat çekti.

 

Karabey, edebiyat uyarlamalarının zorluğundan söz ederken filmin uyarlandığı romanın yazarı Hasan Öztoprak ile yürüttüğü iş birliğini de anlattı. Yönetmen, romanın özünü korumakla sinemanın kendine özgü ritmini oluşturmak arasında bir denge kurmaya çalıştıklarını belirtti

Uluslararası yarışmada yer alan, George Ovashvili imzalı Babalarımdan Biri Ay’dır (The Moon is a Father of Mine), AKM Aspendos Salonu’nda gösterildi. Gösterimin ardından Antalya’da bulunan yönetmen George Ovashvili, seyircilerin sorularını yanıtladı.

Baba-oğul ilişkisini merkezine alan filmin kişisel yönüne dikkat çeken Ovashvili, hikâyenin aynı zamanda ülkesinin geçmişine ilişkin bir anlatı olduğunu söyledi. Yönetmen, baba figürü ile anavatan arasında kurduğu bağı vurgulayarak karakterlerin kişisel hikâyelerinin toplumsal olaylarla iç içe geçtiğini belirtti.

Filmlerinde çocuk karakterlere yer vermeyi sevdiğini söyleyen Ovashvili, çocukların ve doğanın kendisi için içtenliği temsil ettiğini ifade etti. Çocuk oyuncularla çalışmanın her zaman kolay olmadığını belirten yönetmen, güven ilişkisi kurulduğunda onların yönetmeni takip etmeye başladıklarını dile getirdi.

Uluslararası yarışmanın bir diğer filmi Umut Işığı (A Bit of Light), Türkiye prömiyerini Altın Portakal’da yaptı. Yönetmen Ali Asgarî’nin filminin yapımcısı Milad Hüsrevî, gösterimin ardından filmin çekim sürecine ilişkin bilgi verdi.

Mesleği insan hayatını kurtarmak olan bir doktorun intiharını konu alan filmin hazırlıklarının Tahran’da başladığını anlatan Hüsrevî, savaş nedeniyle çekimleri İstanbul’da sürdürmek zorunda kaldıklarını söyledi.

Hüsrevî, çekimler sırasında yakın çevreye bombaların düşmesi ve yönetmenin yaşadığı bölgenin de tehlike altında kalması üzerine yapım ekibinin İran’dan ayrılma kararı aldığını belirtti. Bunun ardından bütün prodüksiyonun Tahran’dan İstanbul’a taşındığını, iç mekân çekimlerinin ise İstanbul’da yaşayan İranlılara ait evlerde gerçekleştirildiğini aktardı.

Karanlık olayları sinemaya taşımanın nedenlerine de değinen Hüsrevî, medyanın gerçekleri yeterince aktarmadığını ve savaş haberlerinin çoğu zaman propaganda aracına dönüştüğünü söyledi. Yapımcı, filmin adının da bu karanlık tablo içinde insanlara umut verme arzusuyla bağlantılı olduğunu ifade etti.

Sri Lanka’nın Oscar adayı Riverstone, uluslararası yarışma kapsamında izleyiciyle buluştu. Filmin yönetmeni Lalith Rathnayake, gösterim sonrasında yaptığı açıklamalarda yapımın ülkesindeki siyasi ve toplumsal sorunlarla ilişkisini anlattı.

Rathnayake, filmde devletin yeraltı dünyasıyla kurduğu ilişkiyi ve bazı suçların meşru gösterilmesi sürecini ele aldıklarını belirtti. Hikâyenin doğrudan geniş çaplı bir siyasi tabloyu anlatmaktan çok, öldürülecek bir kişiyle onu öldürmekle görevlendirilenler arasındaki insani ilişkiye odaklandığını söyledi.

Ülkesinde sanatçıların devleti kamuoyu önünde eleştirmesinin zor olduğunu dile getiren yönetmen, bu konuyu işleyerek karşılaşabileceği sonuçları göze aldığını ifade etti. Rathnayake, filmin gösterime girmesinin ardından benzer uygulamalarda görev alan bazı polis memurlarının kendisine teşekkür ettiğini de aktardı.

Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde gerçekleştirilen gösterim ve söyleşiler, farklı coğrafyalardan gelen filmlerin yalnızca estetik ve anlatım biçimleriyle değil, ele aldıkları toplumsal meselelerle de öne çıktığını gösterdi.

Bilim kurgudan mitolojiye, geçmişle yüzleşmeden savaşın etkilerine uzanan geniş bir yelpazede izleyiciyle buluşan yapımlar, yönetmen ve oyuncuların değerlendirmeleriyle farklı boyutlar kazandı. Ulusal ve uluslararası uzun metraj yarışmalarındaki heyecan, festival programındaki yeni gösterimlerle devam ediyor.

Haber Merkezi

Haber Merkezi

Yorumlar 0

Yorumunuz moderatör onayından sonra yayınlanacaktır.

Henüz onaylanmış yorum bulunmuyor.